Anne sözcüğü Türkçe'nin en eski kelimelerinden biridir ve köken bilimi (etimoloji) açısından şu evrelerden geçtiği bilinmektedir.
Çocuk Dili ve Yansıma: Anne kelimesi, bebeklerin çıkardığı ilk yansıma seslerden biri olan na-na / an-na ses taklidinden türemiştir.
Ana Kelimesi: Kelimenin en eski yazılı kaynağı Eski Türkçe (Uygurca Maniheist metinler, 900 yılı öncesi) ana şeklindedir.
Ög Kelimesi: Eski Türkçe'de anne anlamında ög kelimesi de kullanılmıştır (Günümüzdeki öksüz kelimesi buradan türemiştir).
Ses Değişimi: Türkiye Türkçesi'nde kelimenin içindeki -n- sesi ikizleşmiş ve a ünlüsü e'ye dönüşerek günümüzdeki anne formunu almıştır.
Kelimelerin geçirdiği evreleri takip ettiğimizde anlaşılıyor ki Türkçemizde kullandığımız anne kelimesi özbeöz Türkçe olup kökeni ana kelimesine dayandırılmaktadır.
Eski Türkçede ana, sadece doğuran kişi değil bir şeyin esası, temeli ve başlangıcı anlamına gelir. Tıpkı anayasada olduğu gibi, toplumun üzerine kurulduğu o sarsılmaz temeldir. Görülüyor ki ana bir şeyin esasını temelini ve başlangıcını temsil etmektedir. Ana bir başlangıç noktası alınmadıkça ne sağlam bir kök ne sağlam bir toplum inşa etmek mümkündür.
Dünyada üzerine en çok şiir yazılan, her dilde ve her kültürde kutsiyet atfedilen tek bir makam vardır. O bakamda anneliktir. Bu kavram, sadece biyolojik bir süreç veya bir canlıyı dünyaya getirme eylemi değildir. Annelik, bir karakter inşa etmek ve aslında bir medeniyetin en güçlü temel taşını koymaktır.
Bizim medeniyetimizdeki annelik, sadece bir gün hatırlanan bir takvim yaprağı değil ilahi bir emir ve sonsuz bir hürmet konusudur.
Kur’an-ı Kerim, "Biz insana, anne ve babasına iyi davranmasını emrettik. Annesi onu, zorluk üstüne zorlukla (karnında) taşımıştır" (Lokman Suresi, 14) ayetiyle bu emeğin kutsiyetini tescil eder.
Peygamber Efendimiz’in (sav) "Cennet annelerin ayakları altındadır" hadis-i şerifi ise anneyi, ulaşılması gereken en yüce mertebenin anahtarı olarak konumlandırır.
Gel gelelim gündemimizdeki anneler gününe…
Gündemimiz, Anneler Günü yaklaşırken ekranları kuşatan o şefkat dolu sahneler beklerken…
Ancak öyle bir reklam kurgusuyla karşılaştık ki, "Yok artık, bu kadar da olmaz" dedirtti. Beyaz eşya sektörünün tanınmış isimlerinden birinin imzasını taşıyan bu içerik, anneliği onurlandırmak bir yana bu kutsal bağı ve emeği bambaşka bir düzleme çekmeye çalışarak adeta bir milletin mayası nasıl bozulur denemesine girişilmiş görünüyor. Annelik ve evlat kavramının içi boşaltılarak hayvan sevgisini insan sevgisinin yerine koyulmasındaki niyetin anlaşılmayacağını mı sandınız? Sandığınız bu milleti tanıyamamışsınız.
Reklamın başlangıcında iki kadının samimi bir evlat sohbetine tanık olduğumuzu sanırken, finalde annelik makamının evcil hayvan sahipliğiyle bir tutulduğu bir tabloyla karşılaşıyoruz. Mesele hayvan sevgisi değil mesele reklam çekme meselesi değil mesele çocuğumuzu elimizden alarak neslimizi yok etme meselesidir. Şüphesiz ki hayvanlar bizim can dostlarımız, hayatımızın vazgeçilmez renkleridir. Ancak bir annenin uykusuz gecelerini, bir nesli yetiştirme sancısını ve o muazzam varlığı evcil hayvan bakımıyla aynı kefeye koymak en hafif tabiriyle emeğe hürmetsizliktir.
Almanya İngiltere ve pek çok Avrupa ülkesinde Bosch reklamların merkezinde aileyi, çocuğu ve geleneksel anne mirasını baş tacı eden reklamlar yer alıyor. Bir fırın, robot süpürge veya bulaşık makinası reklamı izlediğimizde o teknolojinin aile yaşamını nasıl kolaylaştırdığını ve çocukların mutluluğunu görüyoruz. Ancak bu durum Türkiye versiyonuna baktığımızda çarpıcı bir değişimle karşılaşıyoruz. Türkiye’deki reklamlarda çocukların yerine köpeklerin yerini aldığı görülüyor. Sıra bize geldiğinde neden bu derin manevi bağı bir kenara itiliyor. Neden anneliğin o köklü anlamı, evcil hayvan sahipliğine indirgenen bir kurguyla önümüze sunuluyor?
Dikkatimi çeken bir nokta ise devletimizin 2035 yılına aile ve nüfus 10 yılı ilan ettiği günlerde global bir marka anneler günü hazırladığı reklam filminde çocuk yerine köpek annesi teması işlenerek evliliği ve anneliği kötülemesi tesadüf mü sizce? Birileri nüfus yenileme eşiğini korumak için bir tarafta çocuk ölümleri gerçekleştiriyor bir taraftansa bağlantılı şirket ve medya kanallarını kullandığı ve diğer tarafta cinsiyetsizleştirme planlarını görebiliyoruz. Görmemek ise bakar körlüktür.
Karşımızda duran diğer bir tehlike de sevginin odağını insandan alıp, sorumluluğu daha az ama ticari getirisi yemi, bakımı, aksesuarları daha yüksek olan bir alana kaydırma çabasıdır. İnsan yetiştirmekle, bir karakter inşa etmekle uğraşma bak bu daha kolay, daha satın alınabilir imajı veriliyor.
Sevgi gibi yüce ve bedel gerektiren bir duyguyu, çocuksuz bir hayatında olabileceğini normalleştirme çabasındalar. İdeolojik ve tüketim nesnesi haline getirmek isteyen bu anlayış, neyse ki toplumumuzun sağduyusuna çarptı. Bakanlık düzeyinde gelen yerinde müdahaleyle reklamın yayından kaldırılması, bu sınırı aşan yaklaşıma karşı verilmiş önemli bir cevaptır. Çünkü biliyoruz ki bir annenin yüreği ve evladı üzerindeki emeği, beyaz eşya pazarlayacak bir reklam sosu değildir. Aile kurumunu yok etmeye çalışan bu cesareti gösteren girişimleri bir daha karşılaşmamak adına, önleyici ve kararlı tedbirlerin alınması gerekir.
Annelik sadece bir canlıyı beslemek değil, bir karakter kazandırmak ve bir gelecek inşa etmektir. Ticaretin çarkları ne yöne dönerse dönsün, bir annenin evladına kattığı o eşsiz değeri hiçbir teknoloji, hiçbir ideolojik dayatma ve hiçbir sinsi kurgu asla engelleyemeyecektir.
Annelerin değerini sadece hediye paketlerine sığdırmak mümkün değildir ancak bu günü bir vefa sembolü olarak kabul ediliyorsa ve annelerimize olan derin saygımızı her fırsatta dile getiririz.
Bu vesileyle öncelikle kendi annemin ve evladını bağrına basan annelerin, yüreği anne şefkatiyle çarpan anne olmak isteyen ama anne olamayan koca yürekli kadınların, özellikle annesini erken yaşta kaybedip o büyük özlemi bir ömür kalbinde taşıyanların Anneler Günü’nü en kalbi duygularımla kutluyorum. Ahirete irtihal etmiş tüm annelerimizi rahmetle anarken, bir kez daha diyoruz ki:
ANNELER GÜNÜMÜZ KUTLU OLSUN!
Sevgiyle Kalın.

